Share on facebook
Share on twitter
Share on whatsapp
Share on telegram

26 Aralık 2020

The Emergence and Origin of Human Rights

Human is a natural free being, freedom is in human nature. Scholars such as Thomas Hobbes and Jean-Jacques Rousseau have a different understanding of human nature, but they have one thing in common, that is the natural free existence of human beings. However, due to selfishness, jealousy and unjust rivalries that are inherent in humans in the course of time, the powerful ones have taken away the innate rights and freedoms of people by taking over the rights of the weaks. For this, people created common movements to protect their rights, placed the ruling class (state) to protect their rights, but over time, the state exploited third-class people by doing joint work with some people who had power, so slavery, lower and upper classes emerged. Although it is the source of theological (God-sent laws for humans) to eradicate these injustices, it has emerged to protect human rights. It may not be correct to say with certainty that the first law in world history or human history appeared in the time of the Sumerians, but According to Samuel Noah Kramer (History begins in Sumer), it is not far from the truth to say that the first law originated in Sumer.  In the Sumerians as the law is written, the Sumerian king (Urkagina’s) time. He tells that he was sent by the chief god of Sumer and was commissioned to establish justice among the people. When we looked into 1776 BC, the Babylonian king Hammurabi says, just like the Sumerian king Urkagina, he was sent by the chief god of Babylon (Marduk) and was commissioned to establish justice among the people. Hammurabi’s law consists of 282 items, 33 of these items are not readable and 13 items are not written because they are considered ominous. As the Hummurabi law was insufficient for human needs with the emergence of new generations and new societies, they brought some changes to the laws. This process continued even until the 20 and 21 centuries. With the legacy of thought first emerging in ancient Greece, people wrote some laws for human rights in order to live in a happier and more equitable environment. The authors of the laws were sophists, known in Ancient Greece as traveling teachers. Scientists such as Socrates, Plato, and Aristo, who were among the important philosophers of ancient Greeks, gave importance to human rights. The word of Socrates “Know yourself” is important for human rights, the reason is that the word “know yourself” means that the more a person recognizes his own nature, the more freely he can think and know his rights and defend his own rights. Although the rights such as direct democracy, freedom of choice, free thought and free life were given to people in Ancient Greece, we cannot deny that there was a lower & upper class and slavery. But it must be said that the Ancient Greek period led to important steps for the development of human rights. With the collapse of the Roman Empire, European countries started to be ruled by kings (nobles) and clergymen. Human rights disappeared because the rules were determined according to the clergy and the Christian understanding in the beginning of the Middle Ages. The main purpose in Christianity has been salvation and the importance of the afterlife is given according to the world we live in. The era of the Middle Ages has been the darkest period of knowledge and human rights. As a matter of fact, when we arrived in the 13th century, Magna Carta Libertatum (Great Liberty Edict), which limited the powers of the King of England, was an important step in the name of human rights. With this edict, the king could not punish someone as before or without the judge’s decision. This edict gave hope for human rights. By the beginning of  the Renaissance Age in Europe (14th-16th century), the value given to human being has increased even more. 

After the era of the Renaissance, which means Rebirth, innovations such as the printing and the compass have brought many innovations to human life. On the other hand, new discoveries have led to an increase in human knowledge and to establish relationships with new societies. Thus, people got rid of a closed society and gained new knowledge and new experiences by creating relations with different societies due to new geographical discoveries. They have brought new things for human rights by saying that the Renaissance age is based on humanism. Human beings are the important entities in this period and everything that happens in the world is created according to human needs. The Enlightenment Period in 18th century Europe added a different value to human beings. The purpose of this period has been to express the place and value of human beings in the world, society and family with the human mind.

İnsan Hakların Ortaya Çıkışı Ve Kökeni 

İnsan doğuştan özgür bir varlıktır, özgürlük insanın doğasında vardır. Thomas Hobbes, Jean-Jacques Rousseau gibi düşünürler, insan doğasındaki anlayışların düşünce olarak farklı olsa da bunların ortak bir noktasının olduğunu ve bunun da insanın doğuştan özgür bir varoluşu sahip olduğundan söz etmişlerdir. Ama zaman içerisinde insanların doğasında olan bencilik, kıskançlık ve sebepsiz rekabetlerden dolayı güçlüler, güçsüzlerin haklarına el koyarak insanların doğuştan sahip oldukları hak ve özgürlüklerini ellerinden almışlardır. Buna yönelik insanlar kendi haklarının korumak için ortak hareketler oluşturarak, kendi haklarını korumak için egemen sınıfı (devleti) korumuşlar ama zaman içerisinde devlet, güce sahip olan bazı insanlarla ortak iş yaparak üçüncü sınıf olan insanları sömürmüşlerdir. Böylece kölelik, alt ve üst sınıflar ortaya çıkmıştır. Bu adaletsizlikleri ortadan kaldırmak için teolojik ( insanlar için tanrı tarafından gönderilen yasalar)  kaynaklar, insan haklarını korumak için ortaya çıkmıştır. Dünya tarihinde ya da insanlık tarihinde ilk kanunun Sümerliler zamanında oluşturulduğunu kesin olarak söylemek doğru olmayabilir, ama Samuel Noah Kramer’n (Tarih, Sümer’de başlar) dediğine göre ilk kanunun Sümer kaynaklı olduğunu söylemek uzak değildir. Sümerlerde kanun yazılı olarak, Sümer Kralı Urkagina’nın zamanında ortaya çıkmıştır. Kendisini Sümer’in baş tanrısı tarafından gönderildiğini ve insanların arasında adaleti sağlamak için görevlendirildiğini söyler. M.Ö 1776 yılına geldiğimizde Babil kralı Hammurabi aynı Sümer Kralı Urkagina gibi, kendisinin Babil’in baş tanrısı Marduk tarafından gönderildiğini ve insanların arasında adaleti sağlamak için görevlendirildiğini söyler. Hammurabi kanunu 282 maddeden oluşmaktadır, bu maddelerden 33 tanesi okunmamaktadır ve 13 maddesi uğursuz sayıldığı için yazılmamaktadır. Hummurabi Kanunu zaman sürecinde yani yeni nesillerin, yeni toplumların ortaya çıkmasıyla beraber insan ihtiyaçlarına göre yetersiz kaldığı için, kanunlara bazı değişikler getirmişlerdir. Bu süreç hatta tirmi birinci yüzyıla kadar devam etmiştir. Düşünce mirasının ilk Antik/ Eski Yunan’da ortaya çıkmasıyla beraber, insanlar daha mutlu ve adaletli bir ortamda yaşamak için, insan haklarını tartışmış ve bazı yasalar oluşturmuşlardır. Yasaları oluşturanlar, Antik Yunan’da ‘gezgin öğretmenler’ ismiyle tanılan sofistler olmuştur. Antik/Eski Yunanların önemli filozoflarından olan Sokrates, Platon, Aristo gibi bilim adamları insan haklarına önem vermişlerdir. Sokrates’in (kendini tanı) sözü insan hakları için önem taşımaktadır. Buna göre insan ne kadar kendi doğasını tanırsa, o kadar özgür düşünebilir ve kendi hakkını savunabilir. Her ne kadar Antik Yunan’da doğrudan demokrasi, seçme hakkı, özgür düşünce, özgür yaşam gibi haklar insanlara verilmişse de alt sınıf, üst sınıf, kölelik gibi yaşam olduğunu inkâr edemeyiz. Ama Antik Yunan döneminin insan haklarının gelişmesi için önemli adımlara yol açtığını söylemek gerekir. Roma İmparatorluğu’nun yıkılması ile birlikte Avrupa ülkeleri bölgesel olarak krallar, soylular ve din adamlarının tarafından yönetilmeye başlanmıştır. Ortaçağ’ın başlaması sonucunda kurallar din adamları ve Hristiyanlık anlayışına göre yeniden belirlendiği için insan hakları ortadan kalkmış oldu. Hristiyanlıkta temel amaç kurtuluş olmuş ve yaşadığımız dünyaya kıyasla öbür dünyaya önem verilmiştir. Ortaçağ dönemi bilginin ve insan haklarının en karanlık dönemi olmuştur. Nitekim on üçüncü yüzyıllara geldiğimizde İngiltere Kralı’nın yetkilerini sınırlandıran Magna Carta Libertatum (Büyük Hürriyet Fermanı) insan hakları adına önemli bir adım olmuştu. Bu fermanla kralın eskisi gibi ya da hâkimin kararı olmaksızın birisine ceza vermesi mümkün olmamıştır. Bu ferman insan hakları için umut uyandırıcı olmuştur. Avrupa’da Rönesans Çağı olarak bilinen 14. ve 16. yüzyıllar arasında başlamasıyla, insana verilen değer daha da artmıştır. ‘Yeniden Doğuş’ anlamına gelen Rönesans Çağı’na girildikten sonra matbaa ve pusula gibi yeniliklerin ortaya çıkmasıyla beraber insan hayatına birçok alanda yenilikler katılmıştır. Öte yandan yeni keşifler insan bilgisinin artmasına, yeni toplumlarla ilişkiler kurulmasına sebep olmuştur. Böylece insanlar kapalı bir toplumdan kurtularak, yeni coğrafi keşiflerden dolayı farklı toplumlarla ilişki kurarak yeni bilgiler, yeni tecrübeler kazanmışlardır. Rönesans Çağı, hümanizmi esas alan, yani bu dönemde en önemli varlığın insan olduğu ve dünyada olan her şeyin insan ihtiyaçlarına göre yaratıldığını söyleyerek insan haklarına yeni şeyler kazandırmışlardır. On sekizinci yüzyıl avrupasında yaşanan Aydınlanma Dönemi ise, insana daha farklı bir değer katmıştır. Bu dönemin amacı, insanın dünyadaki, toplumdaki, ailedeki yerini ve değerini insan aklı ile ifade etmesi olmuştur.

Samiullah Shirzad

0 0 vote
Article Rating
Subscribe
Bildir
guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
0
Would love your thoughts, please comment.x
()
x
Araç çubuğuna atla