Share on facebook
Share on twitter
Share on whatsapp
Share on telegram

Tüm Yazılar

7 Aralık 2020

Umudun Gölgesinde Yaşamak

Kendini bulmak için altını çizdiğin satırlar vardır her kitapta. İçinde hissettiğin karanlığa rağmen şimdilerde burnunu sızlatan, aydınlık hayaller kurmuşsundur. Gerçek denen şeyin ne kadar soğuk ve keskin olduğunu anlarsın zaman geçtikçe ve umut etmekten vazgeçip pes etmenin kollarında bulursun kendini. Geleceğe dair hissettiğin tek şey kaygı duymaktır, güzel günler görmeyi düşünmek bile gelmez artık içinden. Çok istediğin şeyler için bile sahiden savaşamayacak kadar yorulursun geceleri. Ve sabah uyandığında yataktan çıkıp bir şeyler için mücadele edecek sebebin yoktur artık ‘’Uyansam ne olacak ki?’’ Dersin. ‘’Dün yaşadıklarımdan farklı ne olacak bugün?’’ Kopmuş bir ipe sımsıkı tutunmak ne kadar faydalıysa bunları düşünmek de o kadar faydalıdır artık.

Boğazındaki yumruyu çok önceleri fark etmişindir kalıcıdır artık orada ama görmezden gelmekten başka bir çaren yoktur.  Hayatın seni küçücük bıraktığı zamanlar vardır dümdüz olduğun, dehşetle yok olduğun, yutulduğun, dokunduğun her şeyi bozduğun… 

Yağmurlu bir günde umudu hatırlatan şarkılar çalınır kulağına, o zaman ihtiyacın olan yegane şeyin umut edip inanmaktan başka bir şey olmadığı gelir belki aklına. İnanmak… Tek ve sonsuz olana. 

Yatağına uzanıp tavana bakarken kaçabilecek bir yer olsa keşke dersin… Keşke Yusuf ıssız bir çölde, kapkaranlık bir kuyudayken onu çepeçevre kuşatan ve şah damarından daha yakın olan Allah’ın varlığıyla huzur bulduğu zamanlara ya da haksız yere zindana düştüğünde Rabbinin onu asla bırakmayacağından zerre şüphe duymadığı zamanlara kaçabilsek birlikte. Yunus’un balığın karnındayken çok pişman olduğu ve çaresiz hissettiği yine de dua etmekten vazgeçmediği çünkü kendisini izleyen ve merhameti yüce bir Rabbinin olduğunu bildiği zamanlara kaçabilsek. İbrahim’in ateşe atılmadan hemen önce onu yaratanın o koca ateşi kendisine serinlik kılacağına iman ettiği zamanlara ‘’Rabbimden başkasından istemem!’’ dediği zamanlara şahit olabilsek. Muhammed namaz kılarken başından aşağı işkembe döküldüğünde Allah’ın adaletinden bir an bile şüphe etmediği, yollarına dikenler koyulsa bile pes etmediği, dimdik yürüdüğü zamanlarda onunla birlikte yürüyebilseydik o dikenli yollarda.

O zaman yaşam denen şeyde ne kadar pervasızca davrandığımızı, gözümüzün ne kadar kör olduğunu ama kalbimizin bu sürüklenişe son vermek için nasıl çırpındığını birlikte anlardık belki.

Allah’ın dilediğinde kuyunun dibinde, okyanusun sonunda, ateşin içinde, unutulmuş bir zindanda da olsak, yürüdüğümüz yollarda dikenler de olsa bize nasıl hayırlı sebepler yarattığını, nasıl güzel kapılar açtığını görür ve yapabileceğimiz tek şeyin imanımıza sarılıp pes etmemek olduğunu mıh gibi kazırdık zihnimizin şimdiye kadar hiç kullanmadığımız köşesine. Böylece bir şeyi çok isteyip de bir türlü bulamazken, onun çok uzaklarda olduğunu düşünürken hatta bundan eminken, artık ihtimaller tükendi derken bir gün, birdenbire o şeyin milyonda bir ihtimalle, en olmayacak zamanda, en olmayacak yerde, seni bulması, karşına çıkması, senin olması hiç de şaşırtmayacak eminim. Çünkü sen yapılacak en iyi şeyi yapmış olacaksın, dua edip O’na tek ve samet olana dayanmış ve ondan umudunu kesmemiş olacaksın. 

                                                                                                   ŞULE EKİCİ

5 2 votes
Article Rating
Subscribe
Bildir
guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
0
Would love your thoughts, please comment.x
()
x
Araç çubuğuna atla