Share on facebook
Share on twitter
Share on whatsapp
Share on telegram

Tüm Yazılar

18 Temmuz 2021

Umut

Bahar, ne sıcaktır ne soğuk… Ilıman havası, sessiz sedasız bütün kuytuları doldurur bütün karanlıkları renkten renge dönen neşeli bir cümbüşe çevirir yeryüzünde. Ne yakar güneşiyle ne üşütür rüzgarıyla…  Canlanan bitki örtüsünden terütaze filizler fışkırıp çıkar, dallardan öbek öbek çiçekler sarkar.  Bahar yeli, kuşları alır gelir koynuna, kondurur yeşille şenlenmiş ağaçların dallarına. Albenili kelebekler, tombul tırtıllar, mis kokulu iğdeler, dalgalanan denizde ışıldayan ilkbahar güneşinin berraklığı yaşama sevincini doldurur içimize.  Her yerden heyecan dolu bir hayat coşkusu çağlayıp dökülür. Bahar özümüze karşı konulamaz bir diriliş nefesi üfler.  

  Bildiğimiz baharlar hep böyle geldi ama “geçtiğimiz bahar” farklıydı. Gözlerimizi ovuşturup üzerimize doğacak bahar güneşini hep olduğu gibi yine hevesle bekledik. Rüzgârın havalandırdığı uçurtmaları, kalabalık sabah kahvaltılarını, okul dönüşü futbola takılıp eve gelmeyi unutan çocukları, parkta torununu beklerken sohbete dalan nineleri, ikram edileni çekinmeden aldığımız günleri, beraberce yapılan sahur ve iftarları, büyüklü küçüklü bir araya geldiğimiz bayram ziyaretlerini özledik. Özlemlerimizden payımıza ıssız bir ilkbahar düştü. Kırlarda açan papatyalar göz değmeden kuruyup gittiler. Ilık rüzgarlar süzülüp geçti kimsesiz sokaklardan. Boğazın yamaçlarını taçlandıran erguvanların kokusu yayıldı, tenha sahil yollarına. Boş camilerden okunan ezanlar yankılandı semada. Aramızda kanat çırpan vefalı melekler vardı, beyaz önlükleri uçuştu hastane koridorlarında. Tam bir diriliş olan bu mevsim, içimizden kimilerini koparıp götürdü hayat bahçelerinden. Söylenemeyen ‘elvedalar’ kaldı geride. En çok da bu üzdü kalanları. Baharın içinden geçtik ama ne biz onu görebildik ne de o bizi.

Tüm dünyayı saran salgının zorlu şartları bütün insanlığı kuşatarak kalabalık hayatımızı tel tel ayırdı.  Bizleri  ‘yalın yaşama’ alıştırdı. Hiç görmediğimiz uzun bir  kış çöktü her yere. Aramızdan geçen soğuk rüzgarlar yol yol ayırıyor hepimizi. Aşılamayan mesafeler koyan yoğun bir kar örtüsü var üzerimizde, güneşi görmemize engel… Toprağa saçılmış tohumlar gibiyiz ve işte toprağımız; kendi evimiz. Kök salabileceğimiz, duygu ve düşünce yoğunluğundan beslenip zenginleşebileceğimiz tek yer. Bu sessiz ve yalnız bekleyiş içinde her tohum kendi varoluşunu gerçekleştiriyor. Kuşandığı karanlığın içinde aslında  yüksek bir devinim yaşıyor. Çünkü şartlar ne olursa olsun yaşamaya ve üretmeye sevk eden bir öz var içimizde; umut.

Umut bütün canları cezbeden, insandan insana kolaylıkla yayılabilen ve zorluklara karşı en etkili direnişi sergileyen duygu. Tüm salgınlardan daha bulaşıcı; umut eden yüreklerin korosu.  

Mevsimler gibi hayatın da döngüsel bir ritmi var. Biliyoruz ki hiçbir kış kalıcı değil. Ardından gelecek taze bir bahar var. Yaşadığımız yalnızlık çiçeklenmeye engel değil. Ve her çiçek, soğuk karanlıklara rağmen umutla filizlenen yalnız bir tohumdan doğar.

 

Ayşegül ÇELİKER

 

0 0 vote
Article Rating
Subscribe
Bildir
guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
0
Would love your thoughts, please comment.x
()
x
Araç çubuğuna atla