Share on facebook
Share on twitter
Share on whatsapp
Share on telegram

Tüm Yazılar

18 Temmuz 2021

Yardımseverlik Üzerine

Günümüz dünyasının temel sorunlarından birini teşkil ediyor, bazı kesimlere göre, yardımsever olmamak; daha kötüsü, gençlerde bu hissin tarifinin bulunmaması iç karartıcı bir halet-i ruhiye mi? Gençlerin kalbine bu yazılarla yazmak istediğimiz mesaj nedir? Yalnızca yardım etmenin yeterli olması mı, başka bir deyişle yardımseverliğin çerçevesinin çizili içinin boş bırakılması mı? Yardımseverlik nedir sorusuna “insanların birbirine yardım etmesi” veya “yardıma muhtaç kimselere iyilik yapılması” cevapları, bizi tatmin etmeye yetiyorsa acaba asıl yardıma ve fikre muhtaç kişiler biz olmaz mıyız? İkinci dünya savaşının en büyük sorumlusu olan Adolf Hitler’in Joseph Goebbels, Mussolini gibi birçok kişiden yardım alarak milyonlarca insanı karalama siler gibi misali tarihten sildiği bu hayatta yardımseverlik tablosunu doldurmamak, yardımı sevmeyi tek yanlı anlatmak ne kadar doğru? Doğan, büyüyen, yaşayan ve ölecek olan insanlar olarak dünyanın biraz daha güzel bir yer olması için maddi yardımların ismen tanınması tek başına yeterli mi? her şeyden öte neye yardım etmeli ve bu nasıl olmalı? 

Sesi, görüntüsü bir kadifeyi andıran Tanrıça Sirse (Kirke), aynı zamanda koruyucuları olan dost ve sevimli canavarlarıyla mermerden yapılmış muhteşem sarayının olduğu bir adada yaşarmış. Denilir ki adaya yolu düşen ya da denizde kaybolup oraya sürüklenenler sirse’yle ve onun güzel sesiyle tanışırmış; sirse onları alır, sarayına götürür ve sarayda onlara ziyafet hazırlar, şölen yaparmış. Adeta sirse onlar için koruyucu melek, sihirli bir yardım perisi olurmuş. Daha sonra ise elinde bulunan sihirli değneği konuklara bir kerecik dokundurmasıyla onları aslan, kurt, köpek, kunduz, domuz ve başka hayvanlara dönüştürür ve sonra onları ahırına atarmış. İşin ilginç yanı, şair Homeros’un anlattığı bu efsanede Ülis arkadaşlarını tekrar insana çevirmek istediğinde arkadaşlarından hiçbiri bunu kabul etmeyerek onu kovarmış. Birçoğumuz, yaptığımız yardımlarla sirse oluyor, yardımımızdan sonra – her ne kadar ufak bir iyilik de olsa – tüm sorumluluğumuzun bittiğini düşünerek ve bizden istenen başka işleri “ben görevimi yaptım” edasıyla reddederek ahırdaki, insan olmayı reddeden konuklar oluyoruz. Daha cesurca bir tanımla; yardımı paraya, kıyafete, yiyeceği, davranışlarımızın bazılarına hapsettikçe, bizi kurtaracak olan bir fikir yardımına gereken değeri vermedikçe, nasıl ki köpeğe susması için kemik atılırsa, vicdanımızın önüne minik bir iyiliği veya savunmayı bile başaramadığımız sloganları atarak kendimizi rahatlattıkça, dünyayı değiştiren en büyük yardımın “fikir” olduğu bu zamanda, savaşların önüne geçilmediği bu dönemde serinlikten, rehavetten kurak çöle dönmüş topraklara ev sahipliği yapan beyinlerimize “yardımseverlik” tohumunu adeta küfreder gibi saçtıkça güzel kokulu, tadı hoş meyveler veren bereketli bir fikir ağacını zihnimizde yetiştirebileceğimize inanmak zor geliyor bana. Cemil Meriç’in deyimiyle “eline tutuşturulmuş reçeteyi kekeliyor” olan insanlardan fazlası olamayacağız eğer yardımseverliğimizi her yönde gösteremezsek. Yardımda bulunacaklarımızın başında gelmesi gereken ve birliğimizi sağlayacak olan fikir, hep bir muamma halinde. Ne kadar açık olsa da… 

İnsanlık, yitirdiği değerlerin ortaya çıkardığı boşluğun bir kısmını yardımla doldurmaya çalışıyor. Yardım yapılmalı, yardım her zaman önemlidir ancak bunu yalnızca giyim kuşama kelepçelemek zarardır barışı isteyen bizlere. Onun gerçekten ait olduğu yere süzülmesi için prangalarından kurtulması gerekir. Çünkü evrenin çöküşünü gerçekçi bir provasını yaşadığımız geçen yüzyıl ve hâlâ devam eden bu yüzyıl için yapabileceğimiz en büyük yardım, şüphesiz ki her birimizin hayatımızdan bir parça fedakârlıkta bulunarak, bedensel ve maddi yardımlarımızın yanı sıra, zihinsel olarak da büyük patronların yarattığı bu korkunç sürece karşı mazlumları korumak olacaktır. Artık vicdanımızı ve hürriyetimizi minik yardımlarla susturmak 

Ve sahneden çekilmek yerine koca yardım karşısında bile çığırtkan hale getirmeliyiz. Onu öyle beslememiz lazımdır ki hiçbir darbe karşısında yıkılmasın, savaşlarımızda askerlerimiz fikir olmalı ve silahlarımız ucundan mürekkep damlayan kalem. Yoksullara, açlara, açıklar ve daha nicelerine dair onları bu hale düşürenler düşürmeli; ancak bu şekilde yardımın vicdanımızı bir dem olsun rahatlatmasını sağlamalıyız. Bu nasıl olacak sorusunu her gece kendimize soracak ve bunu yüreğimizle tartacak, insanın zihninin kaçınılmaz uyanışı olan bilinci hayatımızın merkezine sabitleştireceğiz. Fikir yardımıyla “ceset kalıntılarının” ileride yalnızca bir hayal olduğunu göstereceğiz. 

Mihriban Ceylan

0 0 vote
Article Rating
Subscribe
Bildir
guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
0
Would love your thoughts, please comment.x
()
x
Araç çubuğuna atla